kriz

Uzun zaman olmuş yazmayalı. Neredeyse 1.5 ay. Aradan geçen bunca sürede blogumu .com tarzı bir siteye dönüştürmek için biraz vakit harcadım ama beceremedim. Tabiki vazgeçmedim ama planladığımdan biraz daha uzun sürecek galiba. Neyse asıl mevzulara geçeyim.
Aradan geçen uzun zamanın en önemli olayı bence görünen ve görünmeyen planlada dünyadaki ekonomik kriz. Hoş bu son cümle bile dünyamızın ne kadar da ABD ve AB endeksli olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü şu ana kadar benim değer verdiğim göstergelerde kriz Türkiyeye gelmedi.
Ama getirmek için özellikle belli bir kesimde çok ciddi bir faaliyet var. Bunların kimler olduğunu açık açık yazmaya bile gerek yok. Ana haber bültenlerinde 5'er dakikalık bir yolculuk bunun için yeter.
Bazen (ki bu bazen genellikle korku yada gerilim filmlerinde olur bende) mesela öyle durumlar olur ki olayların gelişiminden sonucu çıkarırsınız ve sonuca etki etme şansınızın çok az olduğunu düşünürsünüz, öyle ki yapacağınız şeyler (ki bunlar çoğunlukla benzer durumlarda algılarınızın size emrettiği hatta zorladığı şeylerdir) sonuca etki etmez ve siz bunu bilirsiniz, ama yinede yapmaya devam edersiniz, mesela hayaletlere ateş etmek gibi.
Bu yazı için bu kadar soyutluk bence yeter. Ortadaki durumu genelden özele doğru biraz somutlaştıralım.
Durumu ortaya koyalım. ekonomi dediğimiz şeyin iki parçası var. Aynı insan gibi. Reel kısım (vücut), finansal kısım (ruh). Kriz şu anda finansal kesimde. Kısaca bu krizin sebebi finansal kısmın, reel kısım ile ilişkisinin kabul edilebilir ölçülerin dışında azalması ve bu azalmanın kontrol edilebileceğinden çok daha hızlı bir şekilde olması. Bu son kısmı anlamasanızda olur. Krizin sebebinin bugünlerde önemi yok.
Aslına bakarsanız ekonomi kitaplarında hemen hemen tüm krizler yazar, belirtileri, gelişimleri, sebepleri hatta belki ilk anda inanılmaz gelebilir ama tedavileri bile vardır. Hatta ekonomi eğitimini biraz ciddiye almış hemen her iktisatçı bunları gayet iyi bilir. Ben bile biliyorum, gerisini siz düşünün !!!
Peki madem herşey bu kadar açık neden kriz çıkıyor, büyüyor, önlenemiyor ve çözülmesi uzun zaman alıyor?
Bunun en basit cevabı sistemin yapı taşlarında gizli.
Bırak yapsın, bırak geçsin şeklinde ifade edilen anlayışını temel alan ekonomik sistem ne yaparsanız yapın kriz üretiyor. Nasreddin hoca yüzyıllar öncesinden meseleyi çözmüş:
Hocaya demişler;
- Hocam her sabah neden herkes farklı taraflara koşuşturmaya başlıyor?
- Herkes aynı tarafa koşarsa dünyanın dengesi bozulur da ondan.
İşte bütün ekonomik krizlerin temelinde de bu var. Son ve bundan önceki 99 krizinin sebebi finansal kesimde herkesin aynı tarafa koşmasıydı. Son krizi tetikleyen şey mortgage denen uzun vadeli düşük riskli (kira öder gibi ev sahibi olma) kredilerde yaşanan büyük miktarda geri dönmeme riskiydi. Oradan tetiklenen kriz buraya kadar geldi. Bu kadar hızlı büyümesinin sebebi ise finansal kesimdeki aktörlerin aslında reel kesim ile entegre olmaları gerekirken kağıt üzerinde çok daha karlı olduğunu düşündükleri finans + finans entegrasyonunu tercih etmeleri. Bunun sonucu olarak şu anda gelinen noktada tamamen bir finansal yapı sorgulanıyor.
Başa döneyim, şu hayaletlere ateş etme konusuna. hani demiştim ya işe yaramayacağını bilsenizde algılamalarınızı size onu emreder. Yani işe yamayacak ama filmdeki kurban benzer duruma düşecek pek çoğumuz gibi yinede hayaletlere ateş eder.
Amerika, AB, Rusya, Japonya vs. sürekli paket açıklayıp duruyorlar. İşte ben bu durumu hayaletlere ateş etmek olarak görüyorum. Son tahlilde görüldüğü gibi ABD'de çıkarılan 800 kusur milyar dolarlık paket işe yaramadı. herhalde şu anda ABD'li sıradan ekonomistler neden sorusunu soruyorlardır. Cevabı çok basit. Aynı şey bankaları birer birer devletleştiren bankalar arası kredi piyasasına güvence getiren, aslında en etkili olması gereken (göreceli olarak en etkili faiz indirimi konusunda son derece cimri davranan AB ülkeleri içinde geçerli.
Bugünlerde bence doğru olarak tartışılmaya başlanan şey yukarıda bahsettiğim bırak yapsınlarcı felsefe. Tabikide felsefe tartışmak ve felsefeye dayalı çözümler kısa vadede karın doyurmuyor bu yüzden de ilgilenen sayısı oldukça az ama işin diğer tarafınında işe yaramadığı açık. Görüldüğü üzere 850 milyar dolar ve AB'nin ayırdığı 2 trilyon dolar mı euro'mu her neyse. Krizi çözecek iradeyi ortaya koyamadı. rakamlara olan duyarlılığı arttırmak adına Türkiye'nin yani hepimizin bir yıl boyuca ürettiğimiz herşeyin değeri aşağı yukarı 700 milyar dolar.
Herhalde bu bayağı açıklayıcı oldu.
Peki işe yaramayacağı bu kadar açıkken neden 850 ve 2 trilyon salınıverdi? Bunun cevabı 1930'larda. Bugün yaşanmakta olan kriz büyüklük olarak 1930' ekonomik buhranı ile karşılaştırılıyor. Bunda bir sorun yok ama olay hükümetler ve ekonomistlerin bir oğu tarafından karşılaştırılmaktan öteye geçmiş durumda, 1930'ların aynısı sanılıyor. Eh aynısı sanıldığında da 1930'larda uygulanan ve o zaman işe yarayan tedavi uygulanıyor.
Devlet müdahalesi.
Son tahlilde bunun bir işe yaramadığı görüldü. Çünkü kriz aynı kriz değil.
Uzun oldu ve sadece dünya planında çok genel oldu. Bir sonraki yazıda biraz daha özelde ne olduğunu yazarım. ve en önemlisi Türkiyenin durumu nedir neler olabilir. ne yapmalı?
Selamlar



